Araştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu
Gece tam derin bir uykuya dalacağımız anda kulağımıza gelen sinek vızıltısıyla fırlayıp kalkarız. Işığı yakar o ufak yaramazın nereye saklandığını bulmaya çalışırız, tabi uykumuz bölünür. Hepimizi huzursuz eden bu canlılar, insan mücadelesine karşı, kurnaz hamleleriyle oldukça güçlüler. Hele yeni nesilleri her çocuk gibi çok oyuncu. Kovma hareketini oyun sanıp yine geliyorlar. Taa ki eldeki uzun saplı şaplağın ne anlama geldiğini anlayana dek.
Aslına bakılırsa iklim krizi, hayvanların yaşamını da en az insanların ki kadar etkiliyor. Hırçınlaşıp şaşkın bir arayış içine giriyorlar. Bu nedenle, özellikle boğucu bir sıcakta nemli ve sulu yerler arıyorlar.
Acaba bedenimizden, yiyeceklerimizden nasiplenmek için uçuşan, pek de baş edemediğimiz söz konusu canlıları ne kadar tanıyoruz? Sinek sivrisinek gibi insanları rahatsız eden canavarlar, neden yok olmuyor gittikçe direnç kazanıp hızla çoğalıyor? Kullanılan kimyasal ilaçların etkisi zamanla azalıyor mu? Anında korunma güdüsüyle nasıl da kurnazca saklanabiliyorlar? Özellikle yaz aylarında çevremizden hiç eksilmeyen hayvan türünden doğal kurtulma yöntemleri var, ama nasıl?
Merakımızı gidermek için, öncelikle söz konusu canlılar hakkında bilgi edinmek üzere,
Ankara Üniversitesi Veteriner Hekimlerin araştırmalarına bakalım: Bir sineğin 5 gözü, göz yapılarında 800 merceği ve 9 kalbi var. Çokça bakteri ve virüs taşıyorlar. Özellikle bozulmuş çöpler beslenme yerleri. Larvalarını genelde çürümüş hayvanlar üzerinde bırakıyorlar. Ne var ki sıtma, sarı humma ve zika gibi hastalıklara neden oluyorlar.
Tarım ürünlerine de zarar vermesinler diye çok fazla tarım ilaçları kullanılması da bir sorun. Ev sineklerinin ömrü 20-30 Gün arasındadır. Baş göğüs ve karın olmak üzere üç kısmından oluşuyorlar. Yeşil ve kahve renklidirler. Yüzlerce canlının da besin kaynağı. Özellikle kuş, kurbağa ve örümcekler, sineksiz yapamazlar. Keşke zararlıları, yok edebilmek için canlılara zarar veren kimyasallar ya da korkunç yöntemler yerine, doğal yöntemler araştırılsa.
Aslında sineklerle beslenen yararlı canlıların olduğu düşünüldüğünde besin zincirinde sineklerin de yeri olduğu anlaşılıyor. Çiçek özlerinden polen taşıma özellikleriyle, çekirge ve ateş böcekleriyle de benzerlik taşımaktalar. Çekirgelere gelince, onların kulakları karınlarında ve buradan işitirler. Karın bölgelerindeki bir çift zar, kanatlarının altına gizlenmiştir. Bu duyu organları, aynı zamanda diğer çekirgelerin şarkılarını dinlemelerini sağlar. Böylece erkek ve dişilerin buluşmaları sağlanır. Çekirge, arka bacaklarını ön kanatlarına sürterek karakteristik bir ritimle ses çıkarır. Şerit kanatlı olanlar, uçarken onları yüksek sesle bir enstrüman gibi şaklatırlar. Vücut uzunluğunun 20 katına dek zıplama hareketlerini, arka bacaklarındaki özellikler nedeniyle gerçekleştirirler.
MÖ. 6.Yüzyılda yaşayan o zamanın ünlü Masal Yazarı Ezop, çekirgeleri ‘’Yaz günlerini düşünmeden keman çalarak geçiren haylazlar’’ olarak tasvir eder. Ekeneklere verdikleri zarar epeyce büyük olur. Bu nedenle sürülerle tarım alanlarını kısa sürede yok edebilecekleri korkusu üreticilerin kabusudur.
1954’te bir çöl çekirgesi sürüsü, Kenya’da 75 mil kareden fazla yabani ve ekili bitkileri tüketmiş. Afrika ve asya kıtalarında yerel halkın protein içeren beslenme kaynağı olma özellikleriyle faydaları da vardır. Locust olarak adlandırılan sınıfa girerler. Kısa ve uzun boynuzlular olarak ikiye ayrılırlar. Çekirge ve cırcır böcekleri uzun boynuzlu takımındadırlar.
Protesto amacıyla düşmanlarına kahverengi bir tükürmeyle karşı koymaları da farklı bir yöntem. Varlıklarının dinazorlardan önce olduğu, fosil yakıt araştırmalarıyla ortaya çıkarılmıştır. 300 milyon yıl öncesindeki karbonifer döneminden beri varlıklarının söz konusu olduğu bilinmektedir.


Çok güzel bilgiler edindim, teşekkürler