Bellek Kadıköy
  • Anasayfa
  • Bellek Kadıköy Hakkında
    • BELLEK – KADIKÖY
  • Blog Yazıları
    • Sosyal Çevre
    • Doğal Ve Mimari Çevre
    • Kültür Ve Sanat
  • Fotoğraf Albümleri
  • İletişim Bilgileri
No Result
View All Result
Bellek Kadıköy
  • Anasayfa
  • Bellek Kadıköy Hakkında
    • BELLEK – KADIKÖY
  • Blog Yazıları
    • Sosyal Çevre
    • Doğal Ve Mimari Çevre
    • Kültür Ve Sanat
  • Fotoğraf Albümleri
  • İletişim Bilgileri
No Result
View All Result
Bellek Kadıköy
No Result
View All Result
Home Blog Yazıları Sosyal Çevre

Bahçelerdeki Kuru Otları Ne Yapacağız?

by adminoad136
Temmuz 12, 2026
0 0

Araştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu

Aman sakın bir izmarit atıp otları ateşe vermeyin. Alevi çok çabuk yayılıyor çevresindeki orman ve yerleşkeler için de çok büyük bir tehlike. Cezası ağır.

Kırsalda bir bahçe ya da tarlamız varsa ilk baharda ‘’eyvah otlar bürümüş şimdi ne yapacağız’’ diye, gözümüzde büyütürüz.  Bu durum yazlıkçılar, hele emekliler için şu ekonomik koşullarda hayli zor.   Zaten son yıllarda kırsalda çalışan emekçi bulmak da kolay değil.  Hatta bazı bahçe sahipleri otlarla uğraşmak istemediklerinden üzerlerine öldürücü bir kimyasal atılmasını seçiyormuş.  Bu yöntem, birçok yönüyle zararlı.  Evet dümdüz, ayağa takılmayan bir toprak üzerinde yürümek yığılmış otların üstünde yürümekten daha kolay ve güvenli gelebilir ama işin arka yönü öyle değil, diyor bilim insanları. Otları kestikten sonra onları oradan uzaklaştırmak yerine yararlanabilirsiniz. Nasıl ve neden mi?  Çünkü kuru otlar, biçildikten sonra aynı alanda kaldığında toprağın organik madde miktarını artırıyor, erozyonu önlüyor, toprağı nemli tutuyor, faydalı böceklere doğal yaşam ortamı sağlıyor.  Toprakla karıştırılarak kompostlaştırılabiliyor.  Ya da toprak örtüsünün verimliliğini sağlıyor.  Su da daha az tüketilmiş oluyor. Ayrıca kurak topraklarda dahi, yetişen 8 çeşit ot türü var. Örneğin, eflatun renkli Deve Dikeni, bunlardan sadece biri. Evet isminden de anlaşılacağı üzere sert ve dikenli bir bitki. Ne var ki arılar ondan polen için yararlanıyor. Karınca ve kuşlar yuva yapımları için kullandıkları gibi, tohumlarını da taşıyorlar. Özetle, Flora ortamının çevriminde yaşayan tüm canlılara faydası sonsuz. Antik çağlarda dökülen saçların yerine yenilerinin çıkması için kullanıldığı, Geleneksel tıpta: baş ağrısı, baş dönmesi ve safra kesesi sorununa iyi geldiği ve karaciğer dostu olduğu söylenir. Ama siz siz olun sakın bir hekime danışmadan denemeyin.  Çiçekleri de Portekiz’de peynir yapımında kullanılıyormuş, çok şaşırdım. Gövde ve kök kısmı soyulup çiğ olarak yenilebiliyor. Taze yapraklarından yemek yapılıyor.  Tohumlarından da yağ elde edildiği gibi kavrularak kahve yerine de içiliyormuş. Dünya’da tarımla ilgili bilim insanlarının, büyüyen otları kesmeksizin otlu tarım ve bahçecilik ve endemik bitki örtüsü üzerine yaptıkları epeyce araştırma var. ABD, Hollanda gibi pek çok ülkede de uzun süredir uygulanan bir doğal sistem.

Japon Araştırmacı Yazar Masanobu Fukuoka’nın ‘’Ekin Sapı Devrimi’’ kitabı, sadece bir tarım rehberi değil, doğayı yok sayan sisteme karşı da bir başkaldırı niteliğinde. Kitap içeriğinde

doğal yaşamda tarımın önemi de bilimsel olarak, ayrıntılarıyla ortaya konmuş. Otları yok edip toprağı sürmek epeyce sorun yaratıyor. Zira her yıl otsuz arazilerden, rüzgarla yaklaşık 3 Ton toprak taşınıp erozyona yol açmakta.  Otlar, işte bu duruma engel oluyor. Ayrıca, buharlaşmayı engelleyip toprağın kurumamasını, gübrenin buharlaşmamasını da sağlıyor.

Doğal ot, endemik bitkiler ve toprak arasında müthiş bir habitat, buna bağlı bir besin zinciri var.  Otların bir özelliği de sözünü ettiğim besin zincirinin koruyucusu olması. Çünkü, arada uğur böceği, solucan gibi yüzlerce bu otlarla beslenip ve toprağa fayda sağlayan pek çok canlı var.  Yazın, doğal olarak insan emeği olmadan kendiliğinden çıkan binlerce yöresel bitkiyi, yok ediyoruz. Mor, sarı, kırmızı, beyaz, eflatun, pembe tonlarında tarla ve bahçeleri efsane renklerle bezeyen, mis kokulu çiçek türleri hayat veriyor. Dağlardaki Katırtırnaklarının kokusuna ve görünüşüne bayılıyorum, ya tarlalardaki gelincik ve papatyaların verdiği doğal tabloya ne dersiniz? Otların o kendine özgü kokusunu ve bazılarının besinini, bizlere sunulmuş önemli armağanlar diye düşünmeliyiz. Doğal Döngü hala zorlanarak da olsa, insanlara bir şeyler sunma çabasında. En büyük tehlike, özellikle tarlalardaki kuru otların kısa yoldan yok edilmesi.  ’’Anız yakma’’ denen bu yanlış yöntem, orman ve yerleşke yangınlarına neden oluyor.  Ama ben en çok, tarlalardaki hayvan yemi olarak biçilen otların dev gofretler halinde makinelerle toplanmasını seviyor, izlemeye doyamıyorum.

Tags: bağdat caddesihaldun tanerkadiköy iskelekadıköy belediyesikadıköy bellekkadıköy boğakadıköy lifeSosyal Çevre
ShareTweetPin
Previous Post

Dündar Çetin’in 75 Ülke Turu!

Next Post

Aylardan Temmuz/ 2026

adminoad136

adminoad136

Next Post

Aylardan Temmuz/ 2026

Comments 1

  1. Yahya Dogan says:
    3 hafta ago

    Tam zamanında yayınlanmış uyarıcı ve bilgilendirici yazi

    Yanıtla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Bellek Kadıköy Hakkında
    • BELLEK – KADIKÖY
  • Blog Yazıları
    • Sosyal Çevre
    • Doğal Ve Mimari Çevre
    • Kültür Ve Sanat
  • Fotoğraf Albümleri
  • İletişim Bilgileri

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In