Araştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu
1 Kasım Dünya Stres ve Farkındalık Gününde Aziz Nesin’in yazıları ilaç gibi. Toplumsal trajik gerçekleri gülmeceleriyle anlatmaya çalışır. Turhan Selçuk, Cemil Cem, İzel Rozetal gibi niceleri, eserleriyle yaşamımıza renk katarlar. Plitzer Ödülünü alan Maus Hayatta kalanın öyküsü Rebeccave Mendy Mass’kedi ve Hayalet, fiyodor Mihayloviç Dostoyevki’nin Suç ve Ceza gibi romanlarını, şu arada rahatlamak için.
Dünya öylesine karışık ki, önümüzdeki günlerde neler yaşayacağımızı kestiremez olduk. Gittiğimiz yerlerde, yürürken, yemek yerken ya da evimizde neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Sokaklar, özellikle rüzgarlı günlerde tehlike saçıyor. Bina yıkımlarında Asbest çanları çalıyor. Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak yani depremden kaçarken ölümcül maddelere maruz kalmak gibi bir tablo içine sıkıştırılmış durumdayız. Bu ciddi durum için henüz yasal bir düzenleme yok. Bazı sökümlerde bina boyunca perdelene yapılsa da hiçbiri, Asbest parçacıklarının uçuşup bulaşmasına karşı önlem değil. Gelip geçen herkes ve inşaat emekçileri tehlikeyle iç içe. Korunma Prosesi: özel kompartımanlar, bol su, sıkı hijiyen ve donanım içerir. Sökümde kullanılan koruma panelleri ile ilgili şirketler, aynı parçaları başka bir bina sökümünde kullanırken, malzeme üzerine yapışarak aktarılan tehlikeyi hesaba katıyor mu? Sorumluların, konuya vakıf olan kalifiye elemanları var mı? Son yıllardaki ölüm sayısının artışı ve nedenleri, bu yönüyle de araştırılmalı. Denetim yapılmalı. Ne yazık ki Bahariye ve Moda’da kapanan eski dükkan ve binaların önünden geçenlerin çoğu durumun farkında değil. İşaret ettiğimiz konu kapsamlı olarak düşünülmeli. Sözlerin özeti, aartık şu ortamda sağlıklı yaşayabilmek mucize gibi bir şey.
Son günlerde içki ve gıda kaynaklı toplu ölümler hızla arttı. 2017’de Manisa’da bir yemek şirketinden alınan yiyeceklerden askerler zehirlenmiş, el yapımı kaçak içkiler ölümlere yol açmıştı. Ekonomik durumlar nedeniyle beslenme sorunları artınca, gıda zehirlenmeleri ve toplu kayıplar sıkça duyulmaya başladı. Bazı restoranların uygunsuz ve kalitesiz malzemeler kullanması, toplu ölümleri tetikledi. Fatih’teki bir otelde kalan 4 Kişilik bir aileden 3 Kişinin, Samsun’da 80 Kişinin, Rize’de 94 Kişinin zehirlenmesi ve ölümlerle, arkası kesilmeyen acı olaylar zincirleme yaşanmaya başladı. Tarım ilaçları ve kimyasalların yanlış kullanımı yine toplu kayıplara yol açtı. 1990’lardan günümüze GDO’lu Soya Mısır gibi bazı ürünlerin ülkemize girmesi serbest. İthal edilen ya da üreticilerden gelen gıdaların nerede, nasıl ve ne kadar depolandığı kadar, tarihi geçen gıdaların üzerine yapıştırılan uydurma tarihli etiketler de risk oluşturmakta. Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. D. Urartu Şeker ‘’Herkes de çok az zehirlenmeler olabilir. Aşırı doz sorun yaratır. AB Ülkeleri ithal mallarını sıkı testten geçiriyor. Oralarda böyle bir sorun yok. İsveç’teki bir gıda Araştırma Komisyonu, denetimsiz gıda ile ilgili ülkeler sıralamasında İlk sırada yer aldığımızı, en çok da bu durumun iç pazarda olduğunu ve denetimin yeterli olmadığını gösteriyor’’ diyor sunumunda. Hayat pahalılığı dar gelirlileri ister istemez nerede ucuz gıda ya da yemek varsa oraya yönlendiriyor. Oysa maliyeti yüksek olan gıdaların, bazı yerlerde neden ucuz olduğu düşünülmeli. Kişinin bir şeyleri canının çekmesi, ayda yılda bir de olsa ailesiyle dışarda yemesi bir gereksinme. Market alışverişimde aceleyle tarihine bakamadan vakumlanmış bir paket ay çekirdeğini de sepete atıvermiştim. Açtığımda acımsı bir koku hissettim. Son kullanma tarihinin üzerinden tam 6 Ay geçmiş. Zehirlenmemek işten bile değildi. Aman aceleyle yapacağınız alışverişlerde siz de benim yaptığım gibi bir yanlışa düşmeyin. Tüketiciler olarak çok dikkat etmeliyiz. Çoğu satılmayan stok yiyecekler tehlike saçıyor. Bu nedenle, market zincirleri büfe ve restoranlar, sıkça ve acilen denetlenmeli. Çoğu yurt dışından ülkemize giren yiyecek maddeleri de öyle. Gerekirse geri gönderilmeli. Yine şu süreçlerde biraz daha sağlıklı ve ucuz beslenmenin yolu, ev mutfağından geçiyor.


