Araştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu
Yaz kış erimeyen kar kitlelerinden oluşan kutuplar, dünyanın en büyük buzulu olan Antartika da bulunup, 7.018 kilometre kare alanı kaplıyor. Yıllarca yüksek kısımlarda birikip buza dönüşen kitleler, aşırı sıcaklığın etkisinde parçalanır ve sürüklenmeye başlar. Son yıllarda artan sıcaklıkların iklim krizine dönüşmesiyle buzullar eriyerek daha hızlı parçalanmaya başladı. Bu durum felaketlere yol açabilecek daha da korkulu yakın geleceği işaret ediyor. Gerçekten de denizlerin yükselmesiyle sel taşkın ve nice doğal tahripler süregeldi. Deniz ekosistemi de alt üst oldu. Çok da uzak olmayan bir zaman içinde meydana gelebilecek doğal gösterge, dünya insanlarını epeyce kuşkulandırmakta.
58 Bilim insanı eylül ayında esaslı bir araştırma yaptı. Uydu verileri son 47 yılda Grönland ve Antartika’da yer alan büyük buz katmanlarından tam 12 trilyon ton buzun eridiğini bildirdi. Denizlerin su seviyesi yükselince de Nepal ve Tibet arasında büyük yıkıcı seller olduğu haberi yabancı basında da epeyce yer aldı.
Ne yazık ki denizler uyarılara rağmen bir taraftan da insan eliyle kirletiliyor. En çok da denizlerin, yapısı itibariyle doğadan uzun yıllar kaybolmayan plastik poşet ve malzemelerle kaplanmış olması dikkat çekici. Okyanusların da bu olumsuz yükten, büyük oranda etkilendiği ve eko dengesinin bozulduğu biliniyor.
Çoğu devletin Atlantik okyanusuna yıllarca poşetlerini atıp, varillerle nükleer atıklarını boşaltması, 1993’de yasaklanmışsa da çok geç kalınmıştı. Varillerdeki sızıntının
ve diğer atıkların okyanus sularına karıştığı onca yıl sonra tespit edilmiş korkunç durumlarla karşılaşılmıştı. Bilim insanları tarafından söz konusu sızıntı ve bazı atıkların 100 yıllar boyunca kaybolmayacağı, küresel ısınmanın her yıl biraz daha yükseleceği gerçeğiyle yüzleşildi.
Marmara denizinin hali de hal değil. Böyle güzel bir denizin çevresinden gelen arıtmasız sanayi ve evsel atıkların, denizlerimize dökülen gemi sintinelerinin, tanker kazalarının bıraktığı kirliliklerin hala devam ettiği bilinmekte. Henüz önü alınamamış olsa da denizlerimizdeki hızlı ve olumsuz karışımlar araştırılıp sorgulanıyor. Ne var ki artık gençliğimizde girdiğimiz o pırıl pırıl denizden eser yok. Birikip sürekli üreyen musilaj tabakası hızla yayılıyor. Yıllarca Burgaz’da kışın soğuk sabahlarında yüzen Marinus Van Lier de son yıllardaki kirlilik karşısında şaşırdığını duyurarak dikkat çekmişti. 2021 Yılında araştırma yapan bilim insanları musilaj varlığının çoğalarak deniz içindeki canlıların üstünü kapladığı için çoğu türleri yok ettiğini belirtmişlerdi. Ayrıca 1985 yılından beri Marmara denizinde dalış yapan Tahsin Ceylan da musilajın pandemi döneminde patlak verdiğinin, 2021 yılında ise felakete dönüştüğünün tanığı oldu.
Durumun kontrol altına alındığı söylense de 18 milyonluk İstanbulluyu ve deniz ekosistemini tehdit ettiği, dipte yoğunlaşan birikimin yüzeye doğru yayıldığı gözlemleniyor.
Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Su Kaynakları Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Mustafa Sarı ‘’musilaj aslında bir ekolojik felakettir, bunu tetikleyen üç temel etkenin Birincisi 40 yılda sıcaklığın iki buçuk derece artmasıyla hızlanan iklim değişikliği, ikincisi az tuzlu olan Karadeniz’in suyu ile tuzlu olan Akdeniz’den gelen su kütlesinin arasındaki tuzluluk ve yoğunluk farkı. Bu durum suyun karışmasını önlüyor. Böylece denizdeki sirkülasyonu engelleyen bir katman oluşup, musilajı üst tabakanın altına hapsediyor. Üçüncüsü ise insan kaynaklı’’ diyor. Ne yazık ki yoğun Marmara nüfusunun %50’sinin evsel, %70’inin sanayi ve tarım atıklarının arıtılmadan denize atılmasıyla meydana gelen olumsuz karışım, suyun azot fosfor dengesini bozuyor. 1991 yılında S.O.S Çevre gönüllüleri konuyu titizlikle ele alıp ilgililere duyurmuş olsa da çalışmalar yetersiz kaldı. İlgili tüm kaynak bilgiler ‘’Denizlerimizde S.O.S’’ kitabımızda mevcuttur.
