Araştırmacı Çevre Yakını Türksen Başer Kafaoğlu
Değişmeyi istemek, bu yönde hamleler yapmak takdir edilir ve faydalıdır elbette. Ne var ki arada oluşan boşluklar görmezden gelinirse ileride sosyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Fark edildiğinde toplumdaki rahatsızlıkların onarılması da güç olur.
Geliştirilen sosyal projeler yararlı ama yeterli mi bilemiyoruz. Örneğin Kadıköy’de ücretsiz kurslar: el becerileri, takı, resim, heykel, tiyatro, müzik, yabancı dil eğitimleri sunuluyor. Her yaşa da açık. Yakınlarda görüştüğüm yaş almış bir dostum ‘’Ben drama kursuna gidiyorum’’ demişti. Çok mutluydu. Keşke örnek alınsa da yaygınlaştırılsa diye düşündüm. Köylerde böylesi eğitimler pek yeterli sayılmaz. Bu da farklı yönelişlere neden olabilir. Köylerde şehirli gibi görünme ve sosyalleşme merakı fazla. Kot pantolon ve tişört giyenlerin köylü mü kentli mi olduğunu ayırt etmek zor. Ev inşası, düzenleme, giyim kuşam şekli hatta dövme yapma ve selfi çekme vb. gibi durumların, yayıldığı görülmekte. Gençler, köylerinden kurtulup şehirlerde yaşamak istiyor. Çoğu erişkin, Taş sıva ve tarihi evleri değil 3-4 katlı beton binaları gelişmişlik ölçütü olarak değerlendiriyor.
Kentlilerde de benzer değişim yaklaşımları yok mu? ‘’elbette var’’ şalvar giymek, yazma takmak, kırsalda kentli konforunda yaşama istemi gibi. Buna, farklı yaşam tarzlarına karşı duyulan özlem de denebilir. Daha genel bakarsak, dış ülkelerde de benzer durumlar olmakta. Baskılara karşı, özgür olma, merak ettiklerine ulaşma duygusu örneğine, Sovyetler dağılmadan önce tanık olmuştum. Hava limanlarındaki hosteslerin, yabancılarda gördüğü ama kullanamadığı naylon çorap giysi ve makyaj merakı ilginçti. O tarihlerde ülkenin insanları Batı Dünyasındakiler gibi lüks yaşamak istiyordu. Kırmızı ruj yoktu ama açlık ve eşitsizlik de yoktu. İleri Teknoloji dışında her türlü insanca yaşama koşullarına sahiptiler. Sosyal olanaklar, sanat, opera, eğitim herkese açıktı. Değişimden sonra Batının sahip olduklarına hızla ulaştılar. Ne var ki zamanla yeni sistemlerinin sosyal, demokratik ve ekonomik yapısından hiç memnun kalınmadığını anlatanlar yeni düzeni eleştirenler çoktu. Gerçekte, abartılı lüks tüketim yapmak değil, insanca yaşamaktı doğru olan. Değişim, insanların doğasında olan ve her alanda üzerinde durulması gereken bir olgu. Önemli olan farklılaşmanın nasıl ve neye evrileceği. Özgün kültür ve gerçekliği kaybetmeden, gelecek için en doğru seçimi yapabilmek. Çok farklı gibi görünen ama temelde benzer başka bir örnek de Çevre Yasasındaki Üstten tutma düzenleme. Dış ülkelere göre yapılmış, bol beden bir elbise gibi eğretiydi. Ülkenin doğasına uymuyor ve çoğu insanın canı yanıyor. Oysa spesifik sorun gibi görünen o zeytinlik araziler de bütünün bir parçası. Bir de bakıyoruz ki, Burada meydana gelen farklı bir değişim, karmakarışık, yanıltıcı bozulmuş toplumsal yapıyı işaret ediyor. Bir endemik bitki gibi, her şey yerinde güzel değil mi?
Doğup, doyup büyüdüğü yerin kültürünü, toprağını yok sayanların, görsel değişimi yetmez. Eğitim çok önemli. Aksi halde ortaya çıkacak olan karmaşık sosyolojik yapıyı düzeltmek çok daha zor olur. Üstünde titizlikle durulması gereken, toplumsal değişimlerdeki bozulmalarla nasıl baş edileceği. Mafyatik, medyatik, narkotik, ahlaksızlık, dolandırıcılık, yalancılık, canilik, hırsızlık gibi uzayan sorunlar. Bunların tümü, tek ana kaynak bütünselliğinde çözülebilir. Yönetenlerin, sosyolojik psikolojik ekonomik ve toplumsal araştırmalara göre karar vermesi önemlidir. Ayrıca temiz toplum değişimi için tabanda bilinç geliştirme eğitimleri ve uygulamalar planlanmalı. Yurttaşlara yönelik sorumluluk ve beceri geliştirme yöntemleri hazırlanıp, sunulmalı. Örneğin gençler için bir tarım seferberliği organizasyonu; mahalle yardımlaşma ve bilgi evleri gibi projeler, yeni neslin özgür hissetmesini, gerçekleri görerek daha verimli olmasını sağlayabilir.
