Araştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu
Kaybettiklerimizi yeniden kazabilmek ve umudumuzu yitirmemek için ‘’Köylerimiz de mi
Şehirleşti’’ Sorusunu yanıtlamak önemli. Bunun için, son yıllardaki köy ve köylü değişimini
net olarak görebilmek üzere masaya yatırmak doğru olacak. Yüzleşme gerektiren gerçekler,
iyice düşünüldüğünde geleceği kurtarılabilir.
Vaktiyle kent yaşamına hayranlık duyanların ‘’Hata yapmışız ama düzeltmeliyiz. Toprağımıza
geri dönmeli ve ona sahip çıkmalıyız’’ bilinç ve hamlesiyle yeniden ve en kısa sürede harekete
geçmesiyle olabilir. Günümüzde üretici: gübre, ilaç, mazot, elektrik, işçilik, toprak ıslahı,
sulama, ulaşım, geçinme zorlukları vb. gibi sorunların tam ortasında. Son yıllarda çoğu çiftçi
ailesi, kent hayali kuran gençlerine maddi destek vermeye çalışmıştı. Gencin derya gibi bir
kentte okumasını, yaşam kurmasını sağlamak kolay değildi. Bunun için, çiftçi, tarlasını ineğini
yıllarca biriktirdiği parasını satıp savmıştı. Kente göçenlerin çoğu, birkaç yıl köyünden taşıdığı
aile üretimi salça, tarhana, zeytin, bakliyat kurutulmuş ve işlenmiş ev ürünleri vb. ile kış
aylarını geçirmeyi başarmış. Kent yaşamındaki ağır yüklerle zorlansa da köy-aile desteği ile
içine girdiği yaşamı sürdürebilmişti. Daha sonra iklim ve ekonomi krizleri, üreticiyi de de
zorda bırakınca, durumlar tersine döndü. Tarım ve hayvancılık külfet haline dönüştü. Yerli
ürünlerin yerini İthal edilenler aldı. Artık köy, köy olmaktan; köylü köylü olmaktan çıkmaya
başlamıştı. Eldeki tarlalar, zeytinlikler satıldı. Şehir özentisi beton binalar yükselmeye başladı.
Bir kurtuluş yolu var ama bu manzara ‘’köprüden önce son çıkış’’ gibi görünüyor. Peki ne
yapmalının yanıtı, eskisi gibi yine yerinde üretime geçmek. Dış ülkelerden getirilen sebze ve
gıdalar yerine, ana-ata tohumlarıyla yeniden bir öz üretim. Elbette bu dönüşüm pek kolay
olmayacak ve bir toparlanma süreci geçecek. İlk yıllarda istenen kaliteye ulaşılmasa da çok
önemli. Aksi halde, ithal gıdalarla hem ekonomik hem de sağlık yönünden ileride çok daha
zor günler yaşanabilir. Aç kalmamanın tek yolu bu. Kırsalda, gelişmeye betonlaştırma gözü ile
bakmamak gerek. Yöreye özgü yapı restorasyonları ile tarihi mirasları yaşatmak ve doğal
alanların azalmasını önlemek, toprağın çölleşmesine susuzluğa ve açlığa etken olan iklim
değişikliğinin tahribatını azaltabilir, verim artar. Köy ekosistemleri yok edilirse, köylerde de
depremden korunmak için yeşil alan kalmayabilir. Her ne pahasına olursa olsun, zeytinliklerin
tarım alanlarının satın alınmasına engel olunmazsa, ileride toprakları satın alan uyanıkların
kölesi olmak işten bile değil. Son yıllarda köyde yaşayanlar da şehir yaşamına alıştırıldı. Oysa
kendileri üretirken doğal besleniyorlardı. Bahçe tandırlarında mis gibi ekmeklerini pişiriyor,
büyükbaş hayvanlarından sağdıkları sütle, yoğurt peynir, ayran, tere yağ yapıyor; tavuk
folluğundan her sabah sıcacık yumurta topluyorlardı. Şimdilerde ise, marketlere para
yetiştiremiyorlar. Vaktiyle ürettikleri, tadı damakta kalan domates, biber, salatalık, patlıcan
kabak gibi doğal ürünler yok artık. Ne ithal edilirse kalitesiz, katkılı demeden alıp, avuç dolusu
da para ödüyoruz. Adını duymadığımız hastalıklar aldı başını gidiyor. Gıda Güvenliği yerine
gıda canavarlarına teslim olduk. Toprağımız insan eliyle ve yanlış kararlarla bize küstü ve
çölleşti. Ağaçlarımız sularımız zehirlenmekte. Tek çare, yeniden ata-ana üretimine dönmek ve
yaşama çeki düzen vermek. Her türlü mali olumsuzluğun yaşandığı kentlerde desteksiz
geçinemeyenler, köylerine geri dönmeye başlamalı. Tarlası hayvanı olanlar, şayet geç
kalınırsa, döndüklerinde topraklarını hayvanlarını zeytinliklerini yitirmiş olabilirler. Vaktiyle
Sahip oldukları geniş alanlarda köle olmanın acısı, elbette büyük olabilir. Köyler beton
alıcılarına, madencilere terk edilirse sadece köylüler değil, kentliler de aç kalabilir.
Üreticilerimizin hala sahip olduklarını ve özgürlüklerini kaybetmeme şansı var.



Özümüze dönelim ama Sivas’ta bu sene gördüklerim beni
şaşırttı, Cips Patates üreticileri tarlaları kiralayıp büyük iri patates üretimini kontrol altına alıp ucuz işçilik ve diğer bölgelerdeki patates üreticilerinin kaybına neden oluyorlar.