Araştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu
Ne yazık ki Dünya’da küresel ısınma çalışmaları büyük otomobil ya da petrol şirketlerinin güdümünde. Bu alanda doğruları ortaya koymak, bilgi kadar cesaret de istiyor. İşte 1988’de NASA’nın İklim Bilimcisi James Hansen de böyle bir kişi. O, 20 Yıl öncesinde Küresel Isınma’yı etkisiz hale getirmenin çok geç olduğunu dile getirmişti. Yani durum kritik. James Hansen, Küresel Isınmanın Kırılma Noktası Kitabında dünyadaki önemli gerçekleri ortaya koymuş. ‘’Her şeye rağmen insanlar, bu gidişi biraz olsun yavaşlatabilir’’diyor. Özellikle son süreçlerde konu, enine boyuna tartışılmakta. Environmental Prottection Agency gibi etkili olabilecek çevreler: Venüs gezegeninin çok sıcak olduğu ile ilgili araştırmalar yapmışlar. Venüs’ün yüzeyinin sera gazlarından oluşan kalın bir tabakayla kaplandığını, içindeki Karbondioksit ve toz katmanıyla da çok sıcak olduğunu açıklamışlar. Ayrıca da bir kıyaslama da yaparak: Mars’ı saran Karbondioksit Tabakası ince, bu nedenle Venüs’ten daha soğuk bilgisini vermişlerdi. Veriler, Dünya’daki küresel ısınma artışının en çok, geçen 30 Yıl içine olduğunu gösteriyor. Özetle Dünya, Buzul Çağının ardından, yıllardır sıcak bir dönem yaşamakta. Okyanuslar, bir ısı deposu deniyor. Önemli diğer tüm kaynaklar da küresel sıcaklığın, buzul çağı sonrası zirve noktasına doğru yükselmekte olduğunu belirtmekte. 1991’den beri Araştırmacı Bilim insanı Frame, Küresel ısınmanın insan kaynaklı etkilerinin derinliğine araştırılması yönünde ısrarını sürdürüyor. Ayrıca Buz tabakalarının birdenbire oluşmadığı da dikkat çekici. Bunun için binlerce yıl gerekiyor. Bunların gözlenen büyüme oranı, yıllık azami kar yağışı oranıyla sınırlı. Ancak buz tabakasının çözülmesi, sulu bir süreç olup, yıkıcı sonuçlar doğurabilecek hızda. Örneğin Grönlad buz tabakası üzerindeki dikey bir yarığın, yazın eriyen suyun aktığı buz tabakasının tabanına giden bir Millik kısım olduğuna işaret ediliyor. Yani Grönlad da yazın erimeye maruz kalan karlı alanların, büyümeye yol açacağına bilim insanları kesin gözüyle bakıyor. Biriken karlar, buz tabakası üzerinde baskı yapmakta ve belli bir seviyedeki buz parçaları, hızla artıp okyanusa daha fazla buz dağı verebilmektedir. Okyanus yüzeyinin soğuması, enerji dengesizliğini de artırmış oluyor. Bu durum, eski buzul çağıyla kıyaslanınca her 20 Yılda bir, deniz seviyesinin 1 metre yükselmesi demek olur. Yani etkilenen bazı adalar, sular altında kalabilir. Peki de hal böyleyken dünyadaki çıkış noktası nedir? Diye bir bakmak gerek: ABD ve 4 Ülkenin fosil yakıt olan Karbodioksit Salınımı, diğer ülkelere kıyasla 7 kat daha fazla ve ABD, Avrupa, Japonya, Kanada ve Avusturalya ülkeleri, fosil yakıtların çoğundan sorumlu. ‘’Karbon Ticareti ve Yeşil Vergiler’’ bazı dış ülkelerde denense de ekonomik kriz nedeniyle, tepkiler çoğalıyor. Ancak bu vergilerin her ay kişilere eşit olarak geri ödenmesiyle bir çözüm bulunabilir diye düşünenler de var. Yaygınlaştırılmak istenen sistemi başından beri yanlış buluyorum. Bu düşüncemizi, ülkemizde 1998 Yılında yaptığımız Çevre Ekonomisi ve Politikası konulu Sempozyumun konuşmacısı, İngiliz Prof. Dr. Daved Pearce’le de tartışmıştık. O, Karbon Ticaretini savunmuştu. Bizler de böyle bir önerinin atmosfere olumlu bir katkı sağlamayacağını, ticarileşmesinin çıkar yol olmadığını; yeniden ağaçlandırma, toprak verimliliği, biyolojik gübre kullanımıyla yaklaşık 50 ppm’lik bir düşüş sağlanabileceğini, kömürsüz senaryo ile Karbon dioksit oranının, yeniden 350 ppm düzeyine çekilebileceğini, gaz yakıtlı araç ve enerji santrallarından çıkan gazın hapsedilmesini, biyolojik atıkların kullanımını, temiz enerjiyi, olumlu çareler olarak savunmuştuk.
Ayrıca Metan Troposferik Ozon ve Kara Kurum gibi Karbondioksit’siz iklim zorlayıcılarının da oranları düşürülebilmeli ve yenilenebilir temiz enerjiye ağırlık verilmelidir. Bu yazımla, insan kaynaklı felaketlerin, ekosistemlerle birlikte insanları da yok edeceği gerçeğini, bilimsel kaynak ve araştırmalar ışığında sizlerle paylaşmaya çalıştım. Trump’ın Fosil yakıta dönmesi ve iklim krizini hafife alması da gerçekten kabul edilebilir bir şey değil, durum ortada!



Herşey insanlara bağlı olarak değişiyor.