Arştırmacı Çevre Yazarı Türksen Başer Kafaoğlu
Paris’teki su kanalı üzerinde boya, tuval ve şövalesiylesıralanıp resim yapan sanatçıları gördüğümde çok heyecanlanmıştım. 1962 Yıllarıydı. Açık güneşli bir havada nefis bir görünümdü. Keşke bizde de olsa diye hayal etmiştim. 1998’lerde bir gün Bandırma’nın bir balıkçı köyüne yaptığım gezide ev duvarları üzerinki yazı, şiir, imza ve resim dikkatimi çekti, bunlar ne? dedim. ‘’Askere giderken veda eden gençlerin, sevdiğine yazdığı iki satır duygusal şiir ya da gönülden dökülmüş cümleler, tarihleriyle duvarlara yazılır ve kalıcı anıdırlar, her biri ayrı bir öykü içerir’’ dediler. Çok şaşırmıştım. Renkler büyüleyiciydi. Çoğunun sanat değeri yoktu ama tarihi ve içten bir dışa vurum paylaşımıydı. Böyle bir mahalleli geleneği ve sokak içtenliği yaşamı etkileyebiliyor. Kadıköy’de Moda’da şahane duvar yazılarına,çizim ve karikatürlerine rastlamak olası. Koço Restoran’ın karşısındaki merdivenleri gençler, rengarenk boyar her yıl. Bu paylaşımcı, keyif veren bir etkinlik. Müzikleriyle farklı barışçıl bir dünya yaratmak yaşamak ve yaşatmak olası.Venedik sokak ve kanallarındaki gondollarda duyulan nefisaryalar göğe doğru yayılırken dinleyenleri bambaşka bir dünyaya taşır. Şu gri küresel ortamda gençlerin sanata tutunması çok önemli. Zira onların kirlilikler arasında yaşamları pek kolay değil. Bu nedenle yeteneklerine tutunmalılar. Sanat alanında uygun ortam yakalayabilenlerin‘’Biz buradayız görün ve sesimizi duyun’’ yankıları, farklısüreçler içinde değişik türde sanatlarla hissedilir. Düzendeki olumsuzluklara tepki ve haykırma ihtiyacı duyabilenlerin,sokaklardaki özgür sanat yaratıcılığı, cesaretin özgüvenin ayak izleridir.
Bu olguya, hangi sanat dalında olursa olsun, bireylerin iç dünyaların topluma yansıması da denebilir. Moda-Yoğurtçu arasındaki sahil yolunda öylesine güzel canlı bir müzik dinletisi oluyor ki çoğu insanın ruhuna dokunuyor.
2013’de Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 105 Fransız Sanatçı, sokakları boyamış ve epeyce ilgi görmüştü. ‘’Tour13’ Adlı bir Sergi, kısa süreli de olsa sokaktaydı ve büyük kuyruklar oluştu. Küratör ve Sanat yazarı Çelenk Bafra bu anlık ifade gücünü şöyle özetliyor ‘’Herhangi bir duvar ve mekan yüzeyinde sprey, boya, keçeli kalem, buğday macunlaması, etiket, şablon, mozaik, çini gibi malzemelerle müthiş sanat eserleri oluşturulmakta. Tipografik, Figüratif ya da Soyut uygulamalar 70’li Yılların II.Yarısında New York sokakları, köprü altları ve tren yolları gibi yerlerde gün yüzüne çıkmıştı. Hip Hop Müzik, Kaykay ve Underground kültürle birlikte gelişti.’’ Zamanla, İstanbul’da yapılan Festival sonrası diğer coğrafyalardan katılan sanatçılarla birlikte vapur simit ve martılar esin kaynağı oldu. Su taşıyan insanların vekoltukta tek başına kitap okuyan gencin resimleri, toplumda etki yaratıyordu. İstanbul’un ilk Grafiti Festivali’nin ardındansanatçılar akıllarda kalacak anılar yaratmışlardı. Buradankalan bazı resimlere hala Karaköy Duvarlarının bir yerlerinde rastlanır. Ulaş Çelik gibi Sanatçılar, Güngören’in mahalle çocuklarıyla grafiti ile Hip Hop, Rep sürecini geliştirip, güncel sanatın kamusal kazısını oluşmuşlardı. Yazar Erman Ata Uncu, kitabında ‘’Ülkedeki yoksul sokaklarda çocuklar,yaratıcılıklarını ortaya çıkarıp, yaşamlarındaki sevgisiz ihmal edilmiş duygu ve öfkelerini resmederken, güncel diğer müziklerle terapi yapmış oluyorlar. Bu da çeteleşmeyi önleyen bir sosyolojik iyileştirme gibi düşünülmeli’’ sözleriyle vurguluyor. Son yıllarda sokakta saksafon çalan konservatuar mezunu yetenekli gençler çoğaldı. Güncel sanat ve yaratıcılıklarını caddelerde toplu yerlerde halkla bütünleşerek gerçekleştiriyorlar.
İş bulamayan gençler, geçim katkısı için özgürce sanatçıemeklerini ortaya koyup, günlük geçimlerini kurtarmaya çalışıyorlar. Yetenekli evlatlarımıza el uzatılması gerek. Toplum tarafından destekleniyorlar, görüyoruz ama yetmez.Gençlerin çoğu sahneleri değil sokakları seçiyorlar çünküemeklerini ortaya koyarken, aldıkları beğeni ve pekişen özgüven onlara iyi geliyor. Doğrusu toplumumuz, epeydir gülmeyi ve mutlu olmayı özledi.


